Antalya Tabip Odası ve Antalya Barosu Hayvan Hakları Kurulu üyeleri
Antalya Tabip Odası ve Antalya Barosu Hayvan Hakları Kurulu üyeleri, yunus parklarındaki balıkların havuzlarda ölüme terkedildiğini belirterek protesto gösterisi yaptı.
Cumhuriyet Meydanı’nda bir araya gelen Antalya Tabip Odası ve Antalya Barosu Hayvan Hakları Kurulu üyeleri, yunus balıklarının ölümüne dikkat çekmek amacıyla protesto gösterisi yaptı. Kısa bir tiyatro oyunu ile başlayan eylemde siyah kostümlü ve her biri birer kötü ruhu temsil eden Antalya Barosu Hayvan Hakları Kurulu üyeleri, yunus balığı kostümü giyen bir kişiyi yakalamaya çalıştı. Üzerine attıkları ağ ile yakaladıkları temsili yunus balığının havuzda hayatını kaybetmesini simgeleyen göstericiler, yunus balıklarının doğal ortamlarında yaşaması gerektiğini söylediler.
Gösterinin ardından açıklama yapan Antalya Barosu Hayvan Hakları Kurulu Başkanı Av.Evrim Ercan, hayvan haklarıyla ilgili hazırlanan yasa tasarısına göre “mevcut yunus parklarının açık kalması ancak yenilerinin açılmaması ve yeni hayvan alınmaması” maddesini eleştirdi. Bu maddenin Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilmeme riskinin çok fazla olduğunu belirten Ercan, “Kötünün iyisi, bu duruma razı gelecek değiliz. Tüm yunus parkları kapanana ve tutsak yunuslar serbest kalana dek mücadelemize devam edeceğiz” dedi.
Yunusların havuzlarda rehabilitasyon tedavisinde kullanıldığını ve bu tedavi şeklinin hiçbir bilimsel dayanağının olmadığını vurgulayan Dr. Hafize Öztürk Türkmen ise, bu yöntemin bilimsel dayanaktan yoksun ve insanları aldatmak için üretilen Moda tedavi yöntemlerden biri olduğunu söyledi. Yunusların tedavi etmediğini ve insanların aldatıldığını savunan Öztürk, yunusların bir an önce doğal ortamlarına bırakılması gerektiğini söyledi.
YUNUS PARKLARINA VE YUNUS TERAPİSİNE SON!
Yaşlı gezegenimiz son 50 yıldır, insanları, hayvanları, bitkileri, suları içinde olmak üzere tüm canlıları hedef alan akıl almaz bir yıkım düzenine tanıklık etmektedir. 19. yüzyılın vahşi kapitalizm koşullarını aratmayan bu neoliberal saldırı, canlılar dünyasının yaşam alanlarının tümünü kuşatmakta ve emperyalist şirketlere yüksek kâr sağlayan alanlara dönüştürmektedir. İnsanlar için temel yaşamsal alanlar olan eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, konut, sosyal yaşam ve eğlence sektöründe çok uluslu şirketlerin kendi çıkarları adına kol gezdiği; bu çıkarlar adına hayvan ve bitkileri de içeren ekosistemin talan edildiği günümüzde insanlık tarihinin büyük mücadeleler sonucunda elde ettiği hakların da içi boşaltılmaktadır. Başta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi olmak üzere çeşitli uluslar arası anlaşma ve sözleşmelerle koruma altına alındığı dile getirilen yaşam hakkı, sağlık ve sosyal güvenlik hakkı, hasta hakları, eğitim hakkı, çocuk ve kadın hakları, çevre hakkı, su hakkı, hayvan hakları gibi hak kategorileri ardı ardına özel sektörün kâr alanları haline getirilmekte; tüm dünyada yaygın olarak uygulanan neoliberal politikalarla ironik bir biçimde sağlığın, eğitimin, sosyal güvenliğin, suyun, çevrenin ticarileştirilmesi sağlanmaktadır. Canlılık dünyasına yönelik değerleri hiçe sayan ve vicdanları sızlatan bu saldırının en tipik örneklerinden biri 1970lerden beri hızla yaygınlaşan yunus parkları ve yunus terapileri olsa gerektir.
Günümüzde sektördeki şirketler, gösteri parkları ve büyük akvaryumlar eliyle son derece zeki ve karmaşık sosyo kültürel dinamiklere sahip olan yunuslar tutsak edilmekte, havuzlara hapsedilmekte; ilgili çevrelerdeki tüm protestolara karşın sağlık ve eğlence sektörünün ticari metası haline getirilmedir. Bir yandan 2007’de yapılan bir proje kapsamında şempanze, fil, balina ve yunuslar için taşıdıkları bilişsel-duygusal-sosyal kapasiteler nedeniyle “insan olmayan kişi” kavramının kullanılması gerektiği önerilirken, öte yandan insan merkezli eğlence anlayışının ve çıkar hesaplarının hedefi olmaktan kurtarılamamaktadır. Ülkemizin de taraf olduğu uluslararası anlaşmalar gerekli koruma ve yaptırımları sağlamak açısından yetersiz kalmakta, ülkemizde yürürlükte olan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu çerçevesinde yapılması planlanan yeni düzenlemelerle var olan uluslar arası anlaşmalara aykırı olarak yunus parklarının kapatılması engellenmeye çalışılmaktadır.
Yunusların parklarda tutsak edilmesini meşrulaştırmaya yönelik kampanyaların en temel gerekçelerinden biri “yunus terapileri” olarak karşımıza çıkmakta ve kamuoyunda destek sağlamanın geçerli yöntemi olarak sunulmaktadır. Çocuklarda ve erişkinlerde çeşitli hastalık, özürlülük ve psikopatolojilerin tedavisinde her geçen gün popüler bir seçenek haline getirilen yunus terapisi, 1970lerde resmi olarak başlamış ve ABD, Meksika, İsrail, Rusya, Japonya, Çin ve Bahamalar başta olmak üzere pek çok ülkede çokuluslu şirketler için kârlı bir işkoluna dönüşmüştür.
Genellikle tutsak yunuslarla birlikte yüzme ve etkileşim kurmayı içeren bu tedaviye ilişkin, terapi merkezlerinin öne sürdükleri savlar bilimsel yöntemlerle neredeyse hiç araştırılmamıştır. Yunus terapilerinin popülerliği hızla yaygınlaşmakla birlikte, başlangıcından bugüne söz konusu tedaviye ilişkin bilimsel araştırmaların ve yayınların sayısında önemli bir artış olmamıştır. Hakemli dergilerde yayımlanan az sayıdaki (toplam 15) yunus terapisi literatürünü inceleyen araştırmacılar (Marino ve Lilienfeld 1998, Humpries 2003, Brensing ve ark. 2003, Marino ve Lilienfeld 2007), yayımlanan araştırmalarda ciddi bilimsel yöntem hatalarının olduğunu saptamışlardır.
Az sayıdaki yunus terapisi çalışmasında araştırmacılar, özellikle şiddetli zihinsel ve sosyal davranışsal özrü bulunan çocukların tedavisinde bu terapinin etkin olduğunu son derece güçlü iddialarla öne sürmekte idiler. Hatalı yöntemlerle yürütülen ve bilimsel geçerliliği olmayan çalışmalarla öne sürülen güçlü iddialar şunlardı:
1. Yunus terapisi dikkat süresini, motivasyonu ve dil becerilerini anlamlı şekilde geliştirir.
2. Yunus terapisi klasik tedavilere göre bu sonuçlara çok daha hızlı ve maliyet etkin şekilde erişilmesini sağlar.
3. Yunus terapisi uzun süreli (en az bir yıl) olumlu tedavi etkileri oluşturur.
Günümüzde tüm dünyada yaygın olarak uygulanan neoliberal sağlık politikaları nedeniyle nitelikli sağlık hizmetinden fırsat eşitliği temelinde yararlanamayan ve “paran kadar sağlık” biçimindeki politikalara maruz kalan geniş halk yığınları için bu dayanaksız savlar kuşkusuz ve ne yazık ki bir umut yaratmakta; sağlık hizmetlerinden yararlanma deyim yerindeyse “bilimsel çalışma” adı altında bir “umut ticareti”ne dönüştürülmektedir. Bilimsel araştırma olarak gösterilen söz konusu çalışmalarda saptanan ve onların bilimsel geçerliliğini baltalayan başlıca yöntem hataları ise bilimin olmazsa olmaz kuralları olan karşılaştırma ve kontrol gruplarının yokluğu, hangi hastalıklarda etkin olduğuna ilişkin belirsizlik, tedaviden zarar görenlerin bilimsel titizlikle değerlendirilmemesi, umut yaratan kampanyalar sonucu hastalarda oluşan iyi olma beklentisinin hesaba katılmaması, tedaviyi olumlu yönde etkileyen başka çevresel faktörlerin (yenilik ve heyecan vericilik, egzotik bir hayvanla etkileşimin yarattığı iyilik hali, grup halinde yüzme deneyimi gibi) göz ardı edilmesi, etkili olduğu bilinen başka hayvan destekli (evcil hayvanlar) tedavi yöntemleriyle karşılaştırılmamış olması, sonuçların yorumlanmasında taraflılık ve güvenilmezlik, terapi sonrası uzun süreli izlemlerin olmaması biçiminde sıralanmaktadır.
Yukarıda dile getirilen bilimsel çalışma hatalarına ek olarak halka yönelik geniş kapsamlı promosyonlara karşın, herhangi bir psikolojik hastalığın temel belirtilerinde uzun süreli sonuçlar oluşturduğuna ilişkin veriler bulunmamaktadır. Buna karşılık yunus terapisine katılanlarda meydana gelen fiziksel yaralanmalara ilişkin çok sayıda veri elde edilmiştir ve yunuslarla etkileşimin insanlar ve yunuslar için ciddi enfeksiyon ve paraziter hastalık riski taşıdığı bilinmektedir.
Geçerliliği kanıtlanmamış, bilimsel dayanaktan yoksun ve hatta insanları yanıltma ve aldatma temelinde yürütülen kampanyalarla yaygınlaştırılan yunus terapisinin bir “moda tedavi” olarak sunulması, insanların ve yunusların sağlığı açısından ciddi etik sorunlara da yol açmaktadır. Yunusların tutsaklığına yol açması nedeniyle hayvan hakları karşıtı olan bu uygulamalar, aynı zamanda terapiye katılan kişiler ve ebeveynlerine tedavinin uzun süreli etkileri konusunda kanıt olmadığı yönünde gerekli bilgilendirme yapılmadığı için hasta haklarının en temel ilkelerine de aykırılık oluşturmakta, dahası yaratılan umut tacirliği ile insan haklarını ayaklar altına almaktadır. Bilimsel geçerliliği kanıtlanmış tedavilerden en çok sayıda insanın en fazla yarar sağlamasını hedefleyen ya da gereksinimi olan herkesin fırsat eşitliği temelinde nitelikli sağlık hizmetinden yararlanmasını ilke edinen tıbbın amaçları göz önüne alındığında yunus terapisinden insanların yararlandığını söylemek oldukça güçtür. Bu koşullarda görünen o ki, yunus terapisinden zarar görmeden maksimum yararı sağlayanlar bu işin ticaretini yapanlar olsa gerektir.
Sonuç olarak yunus terapisinin geçerli bir tedavi olduğuna ya da eğlenceden çok daha fazlasını sunduğuna inanmak için herhangi bir neden yoktur.
Dr. Hafize Öztürk Türkmen
Antalya Tabip Odası